İmplant ve Zirkonyum Diş Fiyatları 2017 Ankara Diş Kliniği
Tıkla Ara!
İmplant ve Estetik Diş Hekimliği

Ağız-Diş Sağlığı ve Dişlerdeki Çarpıklıklar

Ülkemizde 3 bin 250 kişiye bir diş hekimi düşüyor. Yıllık diş fırçası tüketimi her dört kişiye bir fırça şeklinde gerçekleşiyor.

Ağız ve diş sağlığı ülkemizde en fazla ihmal edilen konular arasında ilk sıralarda yer alıyor. NTV’nin Sağlık Raporu programına konuk olan İstanbul Dişhekimleri odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serdar Çintan, ağız ve diş sağlığı konusunda, Prof. Dr. Nejat Elverdi ise dişlerdeki çarpıklıklar konusunda bilgiler verdiler.

Ağız diş sağlığı Türkiye’nin en önemli konularından biri. Ülkemizde 3 bin 250 kişiye bir diş hekimi düşüyor. Yıllık diş fırçası tüketimi her dört kişiye bir fırça şeklinde gerçekleşiyor. Ülke nüfusunun yüzde 40’ı dişini ara sıra fırçalıyor. Ağız ve diş sağlığı konusunu İstanbul Dişhekimleri odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serdar Çintan’la ele aldık.

Yeterli Diş Hekimi Hizmeti Verilemiyor

 Türkiye’de sağlık örgütlenmesi içinde yeterli diş hekimi hizmeti verilemediğini belirten Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Elbette, istenilen düzeyde diş hekimliği hizmetleri sunulabildiğini söyleyemeyeceğiz. Ancak bunun için yoğun çaba var, diş hekimliğinde. Hem meslek örgütleri hem üniversiteler, standartları yükseltmek için çaba sarfediyorlar. Bu konuyla ilgili bir takım bulgular var, geçenlerde yapılan bir çalışmadan.. Örneğin, diş hekimine muayene olma durumu yüzde 87’ lere kadar varmış aslında ülkemizde. Sadece yüzde 13’ lük bir oran diş hekimine hiç gitmemiş bugüne kadar. Ancak, bu yıllar içine dağıldığında, son yıllarda bunda bir düşme görüyoruz. Örneğin son bir yılda, belki biraz ekonomik krizin de etkisiyle diş hekimine gidenlerin oranı yüzde 40’ lara kadar düşmüş. Aslında halkımızın çok ciddi ağız diş sağlığı problemleri var. Sektör yardıma hazır, ama hekime ulaşamamak gibi nedenlerle hizmetler çok da beklediğimiz gibi değil. Bunun için yoğun bir çaba var.”

 

Diş Hekimine Başvurma Nedenleri

En çok dişi çektirmek amacı ile diş hekimine başvurulduğunu belirten Prof. Dr. Serdar Çintan, nedenleri şöyle açıkladı: “Yüzde 20’nin üzerinde bir oran bu. İş işten geçmiş oluyor, o nokaya gelene kadar diş hekimine gidilmiyor. Yüzde 17.5 oranında dolgu yaptırmak veya dişi kaplatmak gibi nedenlerle diş hekimine gidiliyor. Yüzde 17’si, çok ciddi bir ağrı yaşadığında diş hekimine gidiyor. Yüzde 15 oranında protez yaptırmak veya protezini yenilemek için... Yine 15 oranında diş çürüğünü tedavi ettirmek için. Yüzde 12 oranında diş eti problemi olduğunu algılayıp, bunu tedavi ettirmek için diş hekimine gidiyorlar. Örneğin çocuklarımızın çok büyük bir bölümünde ortodontik sorunlar, yani çapraşıklık olduğu halde, ortodontik sorunlarla diş hekimine gitme oranı yüzde 1’e bile ulaşmıyor, son derece düşük. Sadece yüzde 4.5 düzeyinde insanlarımızda şikayetleri olmasa da muyaene veya kontrol amaçlı diş hekimine gidiyorlar. Bu rakamlar da bize gösteriyor ki, iş işten geçtikten sonra ve olay çok ilerledikten sonra diş hekimine gidiyor insanlarımız.” (Bakınız, Türkiye de Diş Hekimine Gitme Sıklığı Oldukça Az)

 
Fırçalamak ve Çürük

 “Her sabah ve her akşam dişlerimi fırçalıyorum, ancak yine de dişlerimde çürükler oluşuyor” diyenler için ise Prof. Dr. Serdar Çintan, şunları söyledi: “Şimdi diş fırçalamak başka, doğru diş fırçalamak başka. Özellikle onu belirtmek istiyorum. Gerek diş çürüğünün gerek diş eti hastalığının en önemli nedeni, bizim kısaca bakteri plağı dediğimiz gıda artıklarından ve ağızdaki bakterilerden oluşan yapışkan bir tabaka. Düzenli olarak yemeklerden sonra bu bakteri plağını iyi fırçalamayla ağızdan uzaklaştırmamız gerekiyor. Bize de hastalarımız geliyor. Dört defa fırçalıyor, beş kere fırçalıyorum ama yine dişim çürüyor, yine diş etim kanıyor, diş etim kanıyor deniyor. Bu biraz yetersiz fırçalamadan kaynaklanıyor. Daha doğrusu fırçalamayı iyi bilmemekten kaynaklanıyor. Bu da bizim toplumumuz içinde ağız diş sağlığıyla ilgili ciddi bir eğitim eksikliği var, oradan kaynaklanıyor.” (Bakınız, Diş Fırçalama Eğitimi)

Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Çocuklar, evde anne babayı örnek alıyor. Eğer anne baba ağız, diş sağlığına önem veriyorsa, çocuğun önünde doğru bir örnek var. Banyoda üç-dört diş fırçası görüyor, diş ipi görüyor. Belki ağız gargaraları görüyor. Hevesleniyor ve bunu yapmaya başlıyor. Çocuk o noktadan itibaren iyi eğitiliyor. İlkokulda öğretmenler iyi yönlendiriyorsa, bu iş giderek yerine oturmaya başlıyor. Ama bu dönem, çok fazla yoğun olarak bilgileri alabildiğimiz ve olumlu davranış değişikliği haline getirdiğimiz dönem es geçilirse, yeterli bilgiyle geçilmezse, problemler yaşanıyor. Prof. Dr. Serdar Çintan, konu ile ilgili olarak devam etti: “Tabi, herşeye rağmen iyi fırçaladığına inanan, belki hekiminin önerisiyle iyi fırçalayan bir kişide hala çürük oluşuyorsa, kalıtımsal bazı yatkınlıkların olduğunu da söyleyebiliriz. Tükürük yapısında çürüğe uygun bir değişiklik olduğunu söyleyebiliriz. Bizim İstanbul Dişhekimleri Odası’nın, bu yılki diş hekimliği haftası etkinliklerindeki temel konulardan biri çürük aktivite testleriyle bunlar gündeme geldi. Artık, günümüzde belirli testlerle, hastanın ağzından alınan tükürüğün incelenmesiyle, tükürüğün kalitesi, kişide hangi mikroorganizmaların daha yoğun bulunduğu saptanıyor. Ve buna göre belki beslenmeyle ilgili değişiklikler yapmak söz konusu. Belki daha sık kontrole gitmek söz konusu. Ama bu çok büyük bir yüzde değil. Büyük bir yüzde, iyi fırçalayamamaktan, yetersiz ağız bakımı yapmaktan dolayı diş çürüğüne ve diş eti hastalığına yakalanılıyor.” (Bakınız, Diş Çürükleri)

 

Diş Eti Kanaması

Diş eti kanamaları ile ilgili olarak ise Prof. Dr. Serdar Çintan, şu bilgileri verdi: “Çok tipik ve çok sık rastladığımız bir sorun. Fırçalıyorum, hekime gidiyorum, ilaç kullanıyorum ancak diş eti kanaması geçmiyor. Öncelikle şunu bilelim. Diş eti kanaması, diş eti iltihabının ilk ve en önemli belirtisi. Bazen hasta bize geliyor. Bunun nedeni bakteri plağı, fırçalayacaksınız, bakteri plağını uzaklaştıracaksınız. Buna bağlı olarak yavaş yavaş iyileşecek, bizim yapacağımız tedaviye paralel olarak, diyoruz. İlk iki gün belki, fırçalama çok düzenli hale gelse de, kanama çok artıyor bile belki başta. Çünkü, diş etine de dokunmaya başlıyor, fırçasıyla hasta. Bizim önerdiğimiz gibi.. Ancak 48 saat sonra, hekimin müdahalesi ve iyi fırçalamayla, diş eti iltihabı geriliyor, kanama da azalıyor. (Bakınız, Diş Eti Kanaması)

Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Burada ilginç bir nokta var. Antibiyotik kullanımı. Diş eti iltihaplarında çok spesifik, çok özgün bir iki hastalık dışında, sadece antibiyotiğin iyileştirdiği bir diş eti iltihabı yok. Mutlaka bu konudan anlayan bir dişhekiminin diş eti iltihabının nedenine yönelik bir çalışmayla, bir tedaviyle, olayı geriletmesi gerekiyor. Antibiyotiği kullanıyorsunuz. Bir süre bakteri plağının içindeki bakterilerin sayısı azalıyor. İltihap iyileşiyor gibi oluyor. Ancak antibiyotik kullanımından hemen sonra olay geri dönüyor. Diş eti konusunda ihtisaslaşmış, resmi olarak uzman demeyelim ama en azından bu konuda çalışmış bir meslektaşımıza gözükme de ve onun planlayacağı bir tedaviyi uygulamada yarar var diye düşünüyorum.”

Yakın zamana kadar diş eti kanamasını normal kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Soruyorduk, bir şikayetiniz var mı, diye... Yok... Diş etleriniz kanıyor mu? Evet kanıyor. En azından bunu aştık. İnsanlarımız, diş etim kanıyor, bu bir hastalık belirtisi noktasına gelebildik. Diş eti kanamasının nedeni yüzde 98 bakteri plağı. Bakteri plağını iyi ve doğru fırçalamayla ağızdan uzaklaştırırsanız, hekiminize gitmeden önce bile diş eti kanamasının düzeyini düşürürsünüz. Ancak ara yüzlere yerleşmiş bakteri plakları, diş taşı haline dönüşmüş, mineralize olmuş bakteri plağını iyi fırçalamayla ne kadar uğraşsanız uzaklaştırma şansınız yok. Burada hekiminizin size bu iş için geliştirilmiş aletlerle, gerek el aletleri, gerek ultrasonik temizleyicilerle iyi bir temizlik yapması. Ulaşamayacağınız bölgelerdeki diş taşlarını uzaklaştırması gerekiyor. ” (Bakınız, Diş Taşı Temizliği)

 

Diş İpi Kullanımı

Diş fırçasından, diş macunundan söz ettik ama bunları tamamlayıcı bir başka ağız diş sağlığı gerecimiz daha var” diyen Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Çok önemli, bu da diş ipi. Her evde bulunması gerekiyor artık. Çünkü dişlerin arasını, diş fırçasıyla temizleyemiyoruz. Araya fırça ulaşmıyor, ne önden ne arkadan.. Burayı diş ipiyle, ağırlıklı olarak mumsuz bir diş ipiyle hekiminizin göstereceği hareketlerle araların düzenli temizlenmesi lazım. Ve her akşam. Biz günde üç kez fırçalama öneriyoruz, hastalarımıza. Kahvaltı sonrası, öğlen yemeği sonrası ve akşam yatmadan önce. Ama diş fırçaladıktan sonra bir şey yememesi gerekiyor. Ama akşamları mutlaka diş ipiyle de bütün dişlerin arasını temizlemek gerekiyor. Bunun kullanma oranı çok düşük. Fırçanın kullanma oranına bile henüz gelmedi. Çünkü diş fırçasıyla Türk insanı çok daha yeni tanıştı, bu gerçek. Ve piyasada, uluslararası standartlarda diş iplerinin bulunması da 10 yıllık bir sürece yayılıyor. Mutlaka bir diş hekiminin hastasına diş ipini nasıl kullanacağını göstermesinde yarar var.” (Bakınız, Diş İpi Kullanımı Video)

 

Fırça Seçimi ve Doğru Fırçalama

Doğru diş fırçası seçimi ve doğru diş fırçalama ile ilgili olarak Prof. Dr. Serdar Çintan, şunları söyledi: “Yakın bir zamana kadar, belki de bir 10-15 yıl öncesine kadar ülkemizde bizim meslektaşlarımız bile hastası, kendisine geldiğinde, şikayetini gidermek için bildiği tedavi yöntemini uyguluyordu. Fakat kendisi hastasına ağız bakımıyla ilgili bilgi vermiyordu. Hatta diş fırçası bile önermiyordu. Belki de belirli bir zaman öncesine kadar bizim meslektaşlarımız bile doğru diş fırçası konusunda soru işaretleriyle doluydular. Ancak, bunu aşıyoruz artık. En azından fakültelerde verdiğimiz eğitimin içine bunu iyice yerleştirdik. Çünkü koruyucu hekimliğe, problem oluşmadan önce nedenleri önleyebilecek hekimliğe fakülte eğitiminde çok önem veriyoruz.

Prof. Dr. Serdar Çintan, doğru diş fırçası ile ilgili olarak şöyle devam etti: “Tabi ki bir reklam bombardımanı var. Herşeye rağmen ağız diş sağlığı sektörüyle ilgili ürünlerin tanıtılmasından mutluluk duyuyoruz diş hekimi olarak. İyi fırça şöyle olmalı. Çok gösterişli, şatafatlı değil belki sapı düzgün olan, orta dirençte, orta sertlikte kılları olan, çok büyük olmayan, dişler üzerine yerleşildiği zaman en fazla üç bilemediniz dört dişi kapsayacak uzunlukta olan bir diş fırçası kullanmakta yarar var. Artık ülkemizde son 10 yıldır, uluslararası standartlarda kabul görmüş diş fırçaları ve ağız diş sağlığı ürünleri satılıyor. Diş macunundan da sözedelim. Reklamlarda şunu görürüz. Bir diş fırçası vardır, bu fırçanın üzerine boydan boya diş macunu sıkılır. Bu sadece diş macununun gereğinden fazla tüketilmesini sağlıyor. Biz, hastalarımıza çok pratik olarak şunu söylüyoruz. Bir leblebi tanesi diş macununu, diş fırçanızın üzerine sıkın. Önce ön dişlerinizi çok az ıslattıktan sonra macunu biraz yayın. Köpürmeye başladıktan sonra, hekiminizin size önerdiği hareketlerle ağzınızın tüm bölgelerini doğru olarak fırçalayın. “Bir şey daha eklemek istiyorum” diyen Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Bizim içimizde bir yara olduğu için bu konu, söyleyeceğimiz de çok şey oluyor. Çok iyi fırçalıyorum, 5-6 defa fırçalıyorum diyen insanlarımız, genelde 15-10 saniye diş fırçalıyorlar ve bırakıyorlar. Burada macunun içindeki tat verici ve ferahlatıcı katkı maddeleri yanıltıyor insanı. Ağzım temizlendi duygusuna kapılıyorum. Şunu öneriyorum hastalarımıza zaman zaman: Hiç macun koymadan da bir fırçalayın bakalım, gerçek anlamda temizlik duygusuna kaç dakikada ulaşacaksınız. Ondan macunu koyup, o kadar fırçalayın. İdeal fırçalamanın üç dakikanın altına düşmemesi gerektiğini düşünüyoruz diş hekimleri olarak. Bazı hanım hastalarımıza, son derece bakımlı, şık hanım hastalarımız geldiğinde veya çok bakımlı erkek hastalarımız geldiğinde, makyajınıza, traşınıza ayırdığınız sürenin bir bölümünü ağız diş sağlığına ayırırsanız, problemlerin önüne geçeceğiz örneğini veriyoruz.” (Bakınız, Diş Fırçası Seçimi ve Doğru Fırçalama)

 

Çocuklardaki Diş Çürükleri

Çocuklardaki diş çürümelerinin önemli nedeni, çocukların beslenme alışkanlıkları diyen Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle devam etti: “Biz ne yazık ki, anneler, babalar, büyükanneler, büyük babalar, çocuklarımızı ödüllendirmek için çok fazla arada şekerli gıdalar veriyoruz. Şeker, tatlı, çikolatalar. Bunları sevmeyen de yok, biz de seviyoruz. Ama şeker diş çürüğünün en önemli nedenlerinden biri. Bakteri plağının içindeki asitler, şeker içinden çözülen asitler dişin mineralize dokusunun çok çabuk çözülmesine ve çürümesine neden oluyor. Önemli bir konu daha var. Bizim toplumumuzda hala uzun süre biberon kullanma alışkanlığı var. Süt içmek çocuklar için çok sağlıklı elbette, ağız diş sağlığı için de çok önemli ama... Biz sütü sade içirmekten çok içine, şeker, bal, belki nesquikli bir şeylerle, muzla içiriyoruz. Ve çocuk, biberondaki şekerli alıyor ve ağzında kalan gıdayla birlikte uyuyor. İşte çocuğumuzu baştan itibaren diş çürüğüne itmiş oluyoruz. Şekerli gıdalardan çocuklarımızı uzak tutmamızda yarar var. Ama her zaman annenin babanın kontrolünde değil çocuklar. Ev dışı ortamlarda şekerli gıdalar alıyorlar. O zaman çok küçük yaşlardan itibaren süt dişlerin çürümeye başladığı andan itibaren, minik, çocuklara özgün fırçalarla, ilk başta kendimiz, daha sonra birlikte çocuğumuza diş fırçalamasını öğretmeliyiz. Çocuklar için uygun diş macunları satılıyor. Belki büyükler için önerdiğimiz diş macunları çocuklara zarar verebilir yutarlarsa. Ama çocuk macunları ve çocuk fırçalarıyla, diş fırçlamasını öğrenmeli çocuk...” (Bakınız, Çocuklarda Diş Fırçalama)

 

Sigara ve Ağız Kokusu

Sigaranın başlı başına ağız kokusuna neden olabilecek bir etken olduğunu belirten Prof. Dr. Serdar Çintan sigara ile ilgili şöyle devam etti: “Sigaranın farklı bir boyutu da var, ağız kokusundan önce. Yakın zamana kadar nikotinin sadece dişler üzerinde leke oluşturduğu ve estetik olarak problem yarattığı düşünülüyordu. 1990’lı yılların başından itibaren yapılan araştırmalarda, kronik sigara içenlerde, sürekli sigara içenlerde, ağız içindeki savunma mekanizmalarının olumsuz etkilendiği ortaya çıktı. Ve diş eti hastalığı için risk oluşturan etkenlerden biri olduğu, altı kalın bir şekilde çizilerek, ortaya konulmaya başladı. Ancak sigara o kadar haince davranıyor ki, aslında... Kanamadan sözettik. Dişeti iltihabının en önemli belirtisi diş eti kanaması. Sigara, nikotin, aynı zamanda diş eti kanamasını baskılıyor. Belirtiyi ortadan kaldırıyor. Hastanın algılamasını da engelliyor. Bir şekilde sigarayı bıraktığı ve azalttığı dönemde birden dişetleri kanıyor. Hasta, sigara içiyordum problemim, sigarayı bıraktım diş etim kanamaya başladı, diyor. Aslında sigara sinsi bir şekilde, yavaş yavaş diş sağlığını da tehdit ediyor. Ağız kokusu bölümüne gelelim. Etkenlerden biri sigara içmek... Özellikle gece sigara içilip yatıldıysa, bu hem kişi için hem de sosyal hayatını paylaştığı için de sıkıntı yaratacak bir şey diye düşünüyorum. Ama sigarayı tek başına ağız kokusunu nedeni olarak ortaya koymamız çok daha kolay değil. Ağız kokusunun temel nedeni yine bakteri plağı. Ağızda biriken bakteri plağı, oluşan diş çürüğü, bakterilerin kokuşması, diş eti iltihabı, diş eti kanaması, bunun yan ürünleri, çok kompleks bir şekilde ağız kokusuna neden oluyorlar?” (Bakınız, Sigara ve Ağız Sağlığı)

 

Ağız Kokusunun Nedeni

Ağız kokusunun nedeninin saptanması ile ilgili olarak Prof. Dr. Serdar Çintan, şu bilgileri verdi: “Belirli faktörleri yavaş yavaş elimine etmek lazım. Öncelikle ağız diş sağlığı olduğu için konu, diş hekiminin ağız kokusuna neden olabilecek etkenleri ortadan kaldırması lazım. Diş çürüğü tedavi edilir, diş eti iltihabı tedavi edilir. Hastanın doğru ve düzenli ağız bakımı yapması sağlanır. Artık hekimler, hastalarına dillerini de fırçalamayı öneriyorlar. Çünkü dil, coğrafi yapısı, anatomik yapısı nedeniyle bakterilerin tutulmasına çok uygun bir yer. Onun için arada sırada dişimizi fırçaladığımız fırçayla, dilimizi yavaş yavaş macunsuz fırçalamakta, temizlemekte yarar var. Bunun dışında ağız diş sağlığıyla ilgili sorunlar giderildikten sonra hala ağız kokusu devam ediyorsa, başta sistemik problemler aklımıza geliyor. Örneğin diabette çok tipik bir ağız kokusu var, aseton kokusu alıyor hasta. Kronik akciğer hastalıklarında, burunla ilgili hastalıklarda, burnun arka bölgesinin kronik iltihaplarında da boğaz ve ağız kokusu ortaya çıkabiliyor. Belirli tip böbrek hastalıkları ve böbrek yetmezliklerinde ağız kokusu ortaya çıkabiliyor. Ama birinci olarak ağızla ilgili faktörleri ortadan kaldırıp, sonra diğerlerine geçmek lazım. Uzman kişiye, hastamızı yönlendirmemiz lazım.” (Bakınız, Ağız Kokusu)

 

Diş Temizletme

Dişlerde oluşan lekeleri diş hekimine temizlettirmenin faydalı olacağını belirten Prof. Dr. Serdar Çintan, diş temizletme işlemleri ile ilgili olarak şunları söyledi: “Dişlerde oluşan lekeler, sadece dış faktörlerin oluşturduğu lekelerse, tabi ki bir diş hekimine dişlerini temizlenip, cilalatıp bu lekelerden kurtulmalısınız. Mesela sürekli sigara içenler, çok fazla çay ve kahve tüketenlerde de dişler üzerinde kahverengi lekeler meydana geliyor. Bunun dışında aslında bizimle birlikte yaşayan, ancak ortamı uygun bulduklarında çoğalıp hastalık yapan bakterilerin içindeki boya maddeleri de diş üzerlerini boyuyor. Diş hekiminin modern aletlerle temizlik yapması, cila yapması, lekeleri gidermesinin hiçbir sakıncası yok. Böyle bir yanlış kanı var aslında. İşte, dişlerimi temizlettikten sonra, dişlerimin direnci azaldı, diş minesi zarar gördü deniyor. Doğru kullanılan hiçbir diş hekimliği aleti, ultrasonik temizleyiciler de dahil, diş minesinin kırılmasına, çizilmesine neden olmaz. Çok büyük bir hekim hatasıyla olması lazım. Artık bu çağda, bu boyutuyla yapacak meslektaşımızın kalmaması gerektiğini düşünüyoruz veya kalmadığını düşünüyoruz iyi niyetle. Bazı lekeler var ki, bunlar dışsal faktörler değil, oluşum sırasında ortaya çıkan lekeler. Bu lekeleri tabi temizlik yaptırarak gidermek söz konusu değil. Diş hekimliğinin başka tedavi dallarını işin içine sokup, bunları gidermek lazım.”

 

Hamilelik

Prof. Dr. Serdar Çintan, hamilelik döneminde anne adaylarının, ağız ve diş sağlığı açısından nelere özen göstermesi gerektiğini açıkladı: “Hamilelik bir bilinç ve eğitim işi. Dikkatsizlik sonucu hamile kalındıysa, hamilenin işi daha da zor. Ancak hamilelik, çiftler tarafından planlanıyorsa, o zaman bu planlamadan önce diş hekimine gidip, sorunlarını halletmiş olarak hamileliğe geçmek lazım. Çünkü 9 aylık dönemin, ilk üç ve son üç ayında, biz hamile anneye müdahale etmekten kaçınıyoruz. Çok gerektiğinde, çok acil durumlarda elbette müdahale ediyoruz. Ama gerek yapacağımız anestezi, gerek kullanacağımız ilaçlar, annenin üzerinde diş hekimine gelmenin yaratacağı stresin, küçük bebeğe zarar vermesini istemiyoruz. Örneğin bir röntgen çekmek gerekiyor. Çok küçük dozlarda röntgen kullanılıyor diş hekimliğinde ama bundan bile kaçınıyoruz. İkinci üç aylık dönem, hamile anneye müdahale etmemiz için en uygun dönem diye düşünülüyor. Bu dönemde bile daha geçici çözümlerle hamilelik sonrasına olayları erteliyoruz. Şöyle bir tanı var: her çocuk, diş çürüğüne, dişin kaybına malolur derler. Bu tabi son derec yanlış bir kanı. Ağzına iyi bakmış, problemi olmayan bir anne, hamilelik dönemini son derece sağlıklı dişetleriyle geçirir. Bazı küçük istisnalar dışında. Hamilelikte tüm hormonların dengesi değişiyor. Diş etininin de kanamaya eğilimi artıyor. Ağzına iyi bakmış ve daha önce problemi olmayan bir annede diş eti kanaması belki olmayacak veya çok çok az olacak. Ama diş eti problemi olan bir anne hamilelik süreci yaşarsa, hamilelikte bu sorun katlanabiliyor. Hamilelik öncesi dönemin iyi değerlendirilmesi ve dikkat edilmesi lazım.” (Bakınız, Hamilelikte Ağız ve Diş Bakımı)

 

Beslenme

Ağız ve diş sağlığında daha fazla tercih edilmesi gereken yiyecekleri Prof. Dr. Serdar Çintan, şöyle açıkladı: “Bir kere ara öğünleri kaldırmamız lazım. Bu aralarda atıştırdığımız şeyler hem kilo almamıza neden oluyor, anlamsız bir şekilde, estetik problemler yaşıyoruz. Özgüvenimizle ilgili problemler yaşıyoruz, fazla kilolardan dolayı. Hem de ağız diş sağlığımızı olumsuz etkiliyor. Çünkü her arada bir şey yedikten sonra gidip dişinizi fırçalama şansınız yok. Bulunduğunuz ortamda da buna ulaşma şansınız yok. Ara öğünleri kaldırmak lazım. Yeterli miktarda, belki de ağırlıklı olarak taze sebze, meyve tüketmek lazım. Şekerli ve yapışkan gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durmak lazım. Bal, reçel, çikolata, gofret, asitli içeceklerden uzak durmakta yarar var. Bu çağda bunlardan ne kadar uzak durabiliriz, bu bir tartışma konusu. Ama doğru olanı biz, çocukluktan itibaren insanın aklına sokabilmeliyiz ki, en azından bunun önlemini alsın. Ara öğünlerden uzak dursun. Beslenme saatlerinde bunları yiyorsa da, beslenme saati dışında, dişini fırçaladığında bunun önüne geçebilsin. Bu aslında, zor bir konu, ciklet çiğnemek. Tartışma konusu da oluyor. Bazı reklamlarda cikletin mucize olduğu ve diş çürüğünü engellediği ileri sürülüyor. Kesinlikle ciklet çiğnemek fırçalamanın yerine geçmiyor. Böyle bir şey. Ancak, diş fırçasına ulaşamadığınız veya fırçalama yapamayacağınız bir süreçte, şekersiz bir cikleti yemekten hemen sonra kullanmanız, bir yarım saat kadar, o çok kritik olan ilk 20 dakikayı, asitlerin çok fazla ortama salındığı ilk 20 dakikayı daha az zararsız atlatmanıza neden oluyor. (Bakınız, Dişleri Koruyan Besinler)

Asitli içecekler konusunda ise Prof. Dr. Serdar Çintan, şu bilgileri verdi: “Aslında asitli içeceklerden, çocuklarımızı uzak tutmamız gerekiyor ama itiraf edeyim ki, benim de kızım asitli içecekleri içiyor. Bir diş hekimi olarak bu doğruları söylediğim halde, ben de içiyorum. Ben de kolayı seviyorum. Ama en azından ara öğünlerde içmeyip, yemekte kullanacaksınız, arkasından dişlerinizi fırçalamakta yarar var.”

 

Dişlerdeki Çarpıklıklar

Ağız ve diş sağlığı ülkemizde en fazla ihmal edilen konular arasında ilk sıralarda yyor. Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Nejat Elverdi, bu konuylailgili bilgiler verdi.

 

Dişlerdeki Çarpıklıklar Kapsamına Giren Sağlık Sorunları

Prof. Dr. Nejat Elverdi, dişlerdeki çarpıklıklar kapsamına giren sağlık sorunları ile ilgili olarak şunları söyledi: “Dişlerdeki çarpıklıklar, sırf dişleri ilgilendiren bozukluklar olabileceği gibi, bir de ortopedik bozukluklar olabilir. Ortopedik bozukluk dediğiniz zaman, çenelerin birbirine göre ilişkisi veya kafaya göre bütün olarak çenelerin önde veya arkada olması, bizim alanımıza giriyor. Zaten bizim branşımızda Avrupa’da çenenin ortopedisi olarak geçiyor. Yani, direk olarak kemiklerle ilgili, kemiklerin büyümesiyle ilgili bir branş olarak geçiyor. Dolayısıyla bir bireyde hem diş sorunu hem de ortopedik sorunu olabilir.

 

Zemin Hazırlayan Faktörler

Dişlerdeki çarpıklıklara zemin hazırlayan başlıca faktörleri Prof. Dr. Nejat Elverdi, şöyle açıkladı: “Üzülerek söylüyorum, diş hekimleri hizmetinin yeterli olmaması ve halka tümüyle ulaşmaması bence Türkiye’de birinci sıradaki neden. Avrupa’da, Amerika’da kesinlikle böyle değil. çünkü bizim karşılaştığımız ortodontik bozuklukların, ortopedik değil yani dişlerle ilgili olan bozuklukların hemen hemen yüzde 70’i, 80’i çok erken dönemde bir diş hekiminin müdahalesiyle, bir yer tutucu apereyiyle veya bir dolguyla veya hafif bir aşındırmayla ortadan kalkabilecek sorunlar. Ancak, bu müdahaleler yapılmadığı için ileride şiddetli birer ortodontik problem haline geliyor. Yani, yüzde 70-80’e bakın. Normal, diş hekimleri tarafından erken dönemde teşhis ve tedavi edilebilecek düzeyde olan sorunlar, bizim ülkemizde. Bir de zannederim bizim meslektaşlarımız bu konuya fazla eğilmeyi de sevmiyorlar. Çünkü çocukla uğraşmak biraz müşkülatlı bir iş. Çocuk oturmak istemiyor, zaman ayırmak gerekiyor. Tabi bunun bir de kazanç yolu nasıl. Bir de işin bu boyutuna bakmak lazım. Pek ilgi duymuyor çocuklara. Çocukların genelde sadece dişini çekmekle yetiniyor bir çok meslektaşımız, süt dişlerini. Halbuki çocukla gerçekten ilgilenmek lazım. Bugün İskandinav ülkelerinde, tabi devlet tarafından gelişmiş bir sağlık sistemi. Nüfusu da çok küçük, Danimarka 4 milyon. İsveç’e gittiğiniz zaman 8 milyon... Neredeyse hepsini toplasanız İstanbul’u biraz geçiyor. Şimdi küçüklükten beri diş hekimine gittiği için çocuklar, ortodontik anomalilerin oranı çok düşük. 5-6 yaşında, 7 yaşında, konuyu hallediyorlar.” (Bakınız, Çocuklarda Ortodonti)

 

Ergenlik Tedavi Programı

Estetik görüntüsünün önemli olduğu ergenlik döneminde, büyümeye paralel olarak, özellikle tercih edilen tedavide adım adım nasıl bir yol izlendiğini Prof. Dr. Nejat Elverdi, şöyle açıkladı: “Bilhassa çocukların aynaya bakmakta oldukları dönem. Şimdi bizim ergenliği tercih etmemizin nedeni şu. Olay, büyüme gelişmeyle ilgili bir olay. Yani, üst çene önde, alt çene geride veya tersi bir durum var. Sizin bunu düzeltebilmeniz için, çocuğun büyümesi lazım. Yani, büyümeyi yönlendirebilirsiniz. Ama yönlendireceğiniz bir büyüme olması lazım. Büyüme yoksa, ortopedik sorunu kolay kolay çözemezsiniz. Veya çok yavaş, uzun sürede çözerseniz. Bizim hızlı büyüme dönemini tercih etmemizin nedeni de bu. 10.5-11.5 yaşlarında çocuk çok hızlı büyür. Kız çocukları. Erkek çocuklar bir yıl daha sonra ergenlik dönemine girerler ortalama. Çok kısa sürede olayı düzeltebilirsiniz. Çocuğu da kısa sürede telden kurtarabilirsiniz. Tabi burada şunlar da yapılabilir. Mümkün olduğu kadar sabite girmeden, takılıp çıkarılan ortopedik aletler kullanılabilir. Bunların gece kullanılması, hatta gündüz 3-4 saat kullanımıyla yetinilmesi yoluyla çocuğun sosyal yaşamı minimum düzeyde etkilenebilir. Bu tip çözümler söz konusu olabilir.”

 

Ön Dişler Arasında Ayrılık

Ön dişler arasında ayrıklık ve tedavi konusunda ise Prof. Dr. Nejat Elverdi şu bilgileri verdi: “Üstte köpek dişi olarak tabir edilen dişlerin çıkması tamamlanana kadar bekleyin. Çünkü o normalde gördüğü aralık üst çenede doğanın köpek dişlerinin büyük kronlarının yerleşmesi için hazırlamış olduğu bir yerdir. Bir fazlalık değildir. Ama köpek dişleri çıktıktan sonra aralık varsa, bunu kapatmak hiç sorun değil. Hemen kapatılabilir, o aralık. Ve neticesinin de kalıcı olması sağlanabilir. Ve çok kolaydır.” 

 

Süt Dişleri Çürüyen Çocuklar

Süt dişleri çürük olan çocuklarla ilgili olarak ise Prof. Dr. Nejat Elverdi, şu bilgileri verdi: “Bu sorun çok genel bir sorun. Çünkü bugün marketlere gittiğiniz zaman, bilhassa yapışkan özelliği olan tatlıları, çocukların görebilecekleri alt raflara, hemen girişlere yerleştiriyorlar. Ve çocuklar da onları istiyorlar, yiyorlar. Lokum türü, çikolata türü ama yapışkan gıdalar. Ve dişleri bu şekilde çürüyor. Benim bir hastam vardı. Babası bal üreticisiymiş. 5 yaşında hiç dişi yoktu ağzında. Çünkü devamlı bal yiyor çocuk. Netice, çocuk gürbüz, sağlıklı ama dişleri yoktu. Şimdi tabi, bunların genel vücut sağlığını bozma ihtimali çok yüksek. Bir kısmı çekilecek tabi. Ön dişler bölgesindekiler özellikle çekilirse, alttan çıkan daimi dişlerin bozuk çıkması yönünde herhangi bir etkisi olmaz. Ön dişler, süt dişleri eğer çekilirse. Sadece bunun estetik sorun getirmesi söz konusu olabilir. Çocuğa aynen ihtiyarlarda yapıldığı gibi, protez tarzında yer tutucular yapılabilir. Özellikle bu konuda üniversitelerin pedodonti anabilim dallarını öneririm. Pedodonti anabilim dalları bu işlerle uğraşırlar.”

 

Ortodontik Tedavi ve Teller

Ortodonti tedavide kullanılan tellerle ilgili olarak Prof. Dr. Nejat Elverdi, şu bilgileri verdi: “Bu dişleri düzeltmek için kullandığımız sabit apereylerde herhangi bir vazgeçtiğimiz bu apereylerden söz konusu ama ortopedik bozukluklar, yani üst çene önde, alt çene geride. Bunların düzeltilmesinde fonksiyonel tedavi dediğimiz yani çenenin büyümesini yönlendiren bir takım apereyler var. Bunların takılıp çıkarılır şekilde kullanımı söz konusu. Ama bu sabit apereyler, 10.5-11 yaşındaki çocuk için zaten bence biraz erken. 13-14 yaşında takılabilir. Bunlarda bir takım gelişmeler söz konusu. İşte bunların porselen olanları, yani diş renginde olanları var. Veya bunların direk dişlerin iç kısmına yapıştırılanları var. Bunlar da kullanılabilir. Tabi, burada bir takım kısıtlamalar var. Tedavi süresi daha uzun olabilir. Tabi, daha pahalı olur bu tip bir tedavi. Çünkü hekimin hastayla uğraşma süresi çok uzar. Malzeme pahalıdır. Ama bu tip tedavi yöntemleri de var. Yine benim artık 20 yıllık bir tecrübem var, ortodonti. Biz, ilk başladığımızda bütün dişlere telleri takardık, ilk başta... Tedavinin sonuna kadar öyle giderdi. Şimdi artık bir domino gibi... Hani domino taşlarını diziyorlar, bir tanesi devriliyor, öbürünü deviriyor, bu şekilde gidiyor. Aslen öyle yaklaşıyoruz. Öndekini çekiyorum. Sonra öbürünü alıyorum. Yani, basamak basamak telleri yerleştirirseniz... Mesela ön bölgeye telleri takana kadar arka bölgedeki düzeltmeleri yaparsınız. Belki bir altı ay, ön bölgede hiç telsiz gezersiniz. Hepsini birden takmamak lazım.”

 

Süt Dişlerinin Dökülmesindeki Gecikmeler

Dökülmeyen hatta sallanmayan süt dişleri ile ilgili olarak Prof. Dr. Nejat Elverdi, ailelere şu bilgileri verdi: “Dişlerin erken veya geç değişmesi tamamen kalıtımla ilgilidir. Yani, annesinin, babasının dişleri eğer geç değişmişse veya herhangi biri geç değişmişse, genetik olarak onun etkisi altındaysa, o çocuğunki de geç değişecektir. Burada 1.5 yıla kadar olan gecikmeler normal kabul edilebilir. Ve bence geç değişen diş yapısına sahip çocuklar, şanslıdır. Çünkü, aynı otomobil lastiği gibi, ne kadar az kullanılırsa, o kadar az çürüyecektir, o kadar az aşınacaktır. Dolayısıyla daimi dişleri daha az kullanılacak, daha uzun ömürlü olacaktır. Olaya böyle bakabilir dinleyicimiz. Seyrek olmasına gelince, o da güzel bir şey. Çocuk şanslı. Çünkü ileride çıkacak büyük daimi dişleri için yeteri kadar yer var çenede. Bu onu gösteriyor. Yani, süt dişlerinin aralıklı olması her zaman iyi bir şey, istediğimiz bir şey. Ama çok problem ediliyorsa, hiçbiri sallanmadı diye... Çok çok nadir görülen bir şey, hiç dişsiz olma durumu. Hani, doğumsal olan genlerin olmama durumu söz konusu olabilir. Ama çok nadirdir. Böyle bir şüphe var ise, bir panoramik film çektirilip, dişlerin alta olup olmadığı görülebilir. Ama ben böyle bir şeye ihtimal bile vermiyorum.” (Bakınız, Süt Dişleri)

 

Erişkinlik Dönemi ve Çocukluk Dönemi

Prof. Dr. Nejat Elverdi, erişkinlik dönemiyle çocukluk dönemini şöyle kıyasladı: “Diş hareketini kısıtlayan herhangi bir yaş engeli yok. Yani, her yaşta dişleri hareket ettirebilirsiniz. 80 yaşında da ettirebilirsiniz, 85 yaşında da, 10 yaşında da... Organizma buna uyum sağlayabilir. Sadece burada uyguladığınız kuvvette bir fark vardır. Alacağınız bazı tedbirler vardır. Özellikle bugün erişkin ortodontistinden bahsetmek istiyorum. Özellikle Amerika’da, İskandinav ülkelerinde, 75-80 yaşında dişleri sağlam, telle gezen insanlar var. Ve bu çok güzel bir şey. Çünkü o bireylere bence hayata yeniden başlama anlamına gelen bir yaşama sevinci veriyor. Kendisi için bir şey yapmış oluyor. Gülümsemesi güzelleşiyor. Sağlıklı dişlerim var, diye dolaşabiliyor. Ve çocuklukta yapılan bir tedaviyi ihtiyarlıkta yaptırabilmek, o bireyin dişlerini çok süre kullanabildiğini, bedensel sağlığın iyi olduğunu da gösteriyor. O nedenle ben özellikle 75 yaşın üzerindeki dinleyicilerimize Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı’na davet ediyorum. Eğer dişleri sağlamsa, biz onları ücretsiz ortodontik tedavi yapacağız.”

 

Plastik Cerrahi

Plastik cerrahi ile beraber yürütülen tedavi planlanı ile ilgili olarak Prof. Dr. Nejat Elverdi, şu bilgileri verdi: “Bu çok güzel bir alan. Aynen bir binanın planlanması gibi. Bir bina aldınız. Bunu komple yenileyeceksiniz. Bir mimari proje çizdirirsiniz. Bu projeyi uygularsınız. İşte bu tüm yüzü planlama olaylarında ortodontistin rolü mimarla aynıdır. Ortodontist, burun ile dudak arası ilişki nasıl olacak. Üst dudakla alt dudağın boyutları arası ilişki nasıl olacak. Alt çene önde mi olacak, biraz geri mi alınacak? Bütün bunları planlar. Ve bu operasyonu modeller üzerinde laboratuvarda gerçekleştirir. Ve plastik cerrah arkadaşına der ki, biz operasyona gitmeye hazırız. Ve plastik cerrah, genel sağlık yönünden incelemelerini yapar, operasyon yönünden incelemesini yapar. Ve ortodontist ve plastik cerrah, biraraya gelirler, operasyonu planlarlar. Birlikte operasyona girerler. Ve neticeleri rahatça alırız. Bunlarda artık öyle bir noktaya geldik ki, 10 yıl önce bir takım kısıtlamalar vardı. Ben derdim ki, şu şiddetteki çene anomalisini belki yüzde 100 düzeltemeyiz filan. Bugün artık hiçbir kısıtlama yok. Neticeyi yüzde 100 alabiliyoruz. Aynen ameliyat öncesi planladığımız neyse, onu ameliyat sonrası yüzde 90’larda 95’lerde elde edebiliyoruz. Hatta hastaya bilgisayarda gösteriyoruz. Ameliyatta böyle değişeceksin, ameliyattan sonra böyle olacaksın. Benim yaptığım bir gözlem: her zaman bilgisayardaki görüntüden daha iyi netice alıyoruz. Belli risk paylarını koyduğunuz için bilgisayardakinden daha iyi bir yere geliyorsunuz.”

 

Diş Çıkartan Bebekler

Diş çıkartma sırasındaki bu acılı dönemi her bebeğin yaşadığına değinen Prof. Dr. Nejat Elverdi, şöyle devam etti: “Bir takım jeller var, eczanelerde satılan, hafiif anestezik özelliği olan. Onlardan kullanmasını öneririm. Aynı zamanda plastik oyuncak türünde, çocuğun ısırmasına yönelik bir takım oyuncaklar var. Onları alıp, ısırırsa bu diş çıkarma sürecini çıkartabilir. Tabi burada şöyle bir olaya dikkati çekmek istiyorum. Bu diş çıkarma sırasında çocukta hafif ateş, ishal gibi bir takım genel sağlıkla ilgili belirtiler ortaya çıkabilir. Genelde bunları çevrelerine sorar, ebeveynler ve bunların diş çıkmadan kaynaklanan belirtiler olduğunu söylerler. Bunlar genelde doğrudur. Ama bazı hastalıkların başlama safhasının da gözardı edilmesine neden olabilir. Yani, bir ateş, ishal vs. varsa çocuğun diş çıkarma dönemi bile olsa, olayı bir çocuk doktoruyla birlikte götürmekte fayda var. Çünkü gelişmekte olan bir bağırsak enfeksiyonunu diş çıkarma problemi nedeniyle gözardı edebilirsiniz. Bunun böyle bir tehlikesi var.” (Bakınız, Bebeklerde Diş Çıkarma)

 

Ergenlik Dönemindeki Tedavinin Tekrarlama İhtimali

“Biz ortodontistlerin en büyük korkusu tedaviden sonra belli bir dönemde ortaya çıkan geri dönüş olayı” diyen Prof. Dr. Nejat Elverdi ergenlik döneminde yapılan bir tedavinin sorun çözüldükten sonra tekrarlama ihtimali ile ilgili olarak şunları söyledi: “Burada iki şeyi birbirinden ayırmak lazım. Biz insanız. İnsan, sürekli değişen bir bedene sahiptir. Yani, bizim 10 yaşındaki yüzümüzle, 30 yaşındaki veya 40 yaşındaki, 50 yaşındaki yüzümüz aynı değil. Çünkü bir yerçekimi olayı var. Yerçekimine karşı koyamayız. Bütün yumuşak dokularımız aşağıya doğru gidiyor. Boyumuz kısalıyor. Ne yapmamız lazım. Bugün için bir takım tedbirler alıyoruz, spor yapıyoruz, osteoporozu önlüyoruz filan. Şimdi dişler de aynı böyle, dişler de değişir. Yani, siz ortodontik tedavi olun veya olmayın, dişlerinizde mutlaka bir takım değişiklikler olacaktır. Yani bunu şöyle açıklayabilirim. Zaman zaman sağda solda sorarlar. Benim 20 yaş dişlerim çıktı. Ön dişlerim çarpaşıklaştı. Aslında bugün literatürde 20 yaş dişleriyle ön çapraşıklığı gelişmesi arasında bir ilişki olmadığını herkes gösterdi. 20 yaş dişleri suçlu değil artık bu işte. Burada şunu biliyoruz. Çiğneme kuvvetleri, dişleri sürekli öne doğru iter. Ve bugün çok rafine gıdayla beslendiğimiz için, yumuşak gıdayla, dişlerde aşınma olmaz. Dolayısıyla aşınmayan, öne doğru itilen bir yapı belli bir süre sonra çapraşıklık oluşturacaktır. Şimdi diyeceksiniz ki, peki ortodontik tedaviden dolayı geri dönüş olup olmadığını nasıl anlarız, bu ikisini nasıl ayırırız. Bir kere tedavinin doğru yapılmış olması lazım. Doğru yapılan bir tedavi kolay kolay geri dönmez. Ancak, gelişimsel çapraşıklıklar ortaya çıkabilir. Bunları ayırmak bence bir uzman için hiç de zor değil.”

 

Alınabilecek Önlemler

Çocuklarda ortodontik sorunları olmaması için alınabilecek önlemleri Prof. Dr. Nejat Elverdi, şöyle açıkladı: “İlk başta şunu öneririm. Mutlaka dişlerin bakımının erken dönemde, 3-4 yaşından itibaren sağlanması gerekir. Çocukla ilgilenen bir diş hekimi bulsunlar. Ve o diş hekimiyle devam etsinler. 6 ayda bir kontrola gitsinler. Çocuğun ağzında değişecek herhangi bir problem varsa, dişikte çürük varsa, bunları tedavi ettirsinler. Ve 6-7 yaşlarından itibaren de mümkün olduğu kadar en aşağı yılda bir kere ortodontistin kontrolüne girsinler. Üniversite hastaneleri de olabilir. Bir de şunu öneririm. Eğer parmak emme veya ağız solunumu, dil itme gibi bir alışkanlık problemi varsa, ne kadar erken ortodontiste başvururlarsa o kadar iyi.”

 

Ortodontik Tedavi İçin Beklenen Süre

İnsanların ortodontik tedavi görmek için fakültedeki aşırı yığılma nedeni ile beklemek zorunda olduklarını dile getiren Prof. Dr. Nejat Elverdi, bunu aşma yolları ile ilgili olarak fikrini söyle dile getirdi: “Bu konuyu Batı ülkeleri aşmışlar. Bence Amerika’yı yeniden keşfetmeye hiç gerek yok. Tedavi öncelik indeksi diye bir şey ortaya çıkarmışlar, devlet ve özel sigortalar için. Bir hekimler grubu var. Gerek devlet, gerek özel sigorta hastaları, oraya gidiyorlar ve ağızlarındaki bozukluğa göre o birey skorlanıyor, yani bir puan veriliyor onun bozukluğuna. Mesela devlet diyor ki, ben, 70 puanın üstündeki bozuklukları öderim. 69’dan itibaren ödemem. Estetiğe girer, diyor. Böyle yaptığı zaman ne oluyor. Her başvuran 100 kişiden 80’i elimine oluyor, estetiğe giriyor. Geriye ciddi sorunu olan 20 kişi kalıyor. 5’te 1’i ortadan kalktığı zaman devlet de bunlara 5 misli fazla para ödeyebilecek hale geliyor. Yani, ödediği rakam da reel oluyor. Şu anda bizde mesela kamu sektörünün ortodontist tedavi edildiği 200 milyon lira filan. Normalde bunun maliyeti zaten 15-2 milyarı bulur. Rantbl olabilmesi için, 200 milyona bu tedaviyi yaparsanız, döner sermaye dönmez hale gelir. Sağlık Bakanlığı öncülüğünde bu yapılabilir. Ve güzel bir netice